31 Mayıs 2014 Cumartesi

CERRAHi MÜDAHALE SONRASI YARA iZLERi



ABD’ de meme kanseri sonrası yardım hatlarına yapılan aramaların başlıca tartışma konularından biri cerrahi müdahaleden sonra oluşan olası yara izleri hakkında çözüm arayışlarıdır.

Her cerrahi müdahale mutlaka bir ız bırakır fakat bu izin doğası kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Yaranın dokusu (cilt tipi) olduğu kadar bulunduğu yer de önemlidir.

Bazı yara türlerinden bahsetmek gerekirse;

1. Hiperftrofik Yaralar : Yara izinin kırmızılaşmaşı, kabarması ve kaşıntılı olmasına verilen addır. Düz ve açık renkli bir hale dönmesi birkaç ay sürebilir.

2. Keloid Yaralar : Bu yara türü hipertrofik yara gibi başlasa da zaman içerisinde yükselmeye ve normal doku bölgesine de uzanmaya başlar. Bu tip yaraların tedavi edilmesi gereklidir.

Yara tedavisi konusunda ABD’ de ufak çaplı klinik araştırmalar yürütülmüştür ve uzun dönemde daha geniş kitleler üzerinde çalışılması planlanmaktadır.
Cerrahınız sizlere en doğru bilgiyi verecektir, bununla birlikte aşağıdaki genel tedavi tavsiyeler de dikkate alınabilir;

* Gliserin bazlı hidrojel yapraklar problem yaratan yaralardan korunma ve tedavide kullanılabilir. Dokuyu yumuşatır, düzleştirir, kaşıntı, yanma ve kırmızılığı azaltabilir.

* Silikon bant ya da jel de yaranın iyileşmesinde rol oynayabilir. Doktor veya cerrahınızın yazacağı reçete ile eczanelerden tedarik edilebilir.

* Keloid yaraların ufak boyutta olması durumunda steroid enjeksiyon kullanılarak yaranın düzleşmesi ve yumuşaması sağlanabilmektedir. Bu konuda doktorlarınız gerekli bilgiyi aktaracaklardır.

* Parmak masajı bir yaranın durumunun iyileşmesinde rol oynayabilir. Cerrahi müdahaleden yaklaşık 6 hafta sonra yara iyileşmeye başlayıp ve berelenmeler azaldıktan sonra parmak masajına başlanabilir. Basınç uygulayarak ve parfüm içermeyen bir nemlendirici kullanarak yara üzerinde uygulanacak dairesel hareketler iyileşme sürecine katkıda bulunacaktır. Bu konuda cerrahınız ya da bir uzmandan yardım istenebilir.

* Kişiye özel üretilen elastik bir kılıf/giysi ile basınç tedavisi türleri bulunmaktadır.

* Cerrahi müdahale ile yara dokusu alınabilir fakat bu yeni bir yaraya da neden olabilir.

* Kozmetik kamuflaj uygulanabilir.

Yaralar ile ilgili dikkat etmeniz gereken noktalar da özetle şunlardır;

* Yaralar, özellikle de yeni olanlar, güneşe karşı oldukça hassastır. Uygun bir güneş kremi kullanmaya dikkat etmeniz gerekir.

* Sauna gibi yüksek sıcaklıkta olan bölgeler yaralar için uygun değildirler.

* Bölgeyi sıkıca saracak giysiler yarayı zedeleyip irite edebilir.

* Egzersiz yapıyorsanız esneme ve ağırlık hareketlerinde cildin hassas olan yaralı bölgesine yük bindirmemeye özen göstermeniz gereklidir.

ABD’ de yardım hatlarını arayan kişlerin en fazla sorduğu soru kullanılması gereken kremler ile ilgilidir. Herhangi bir “emollient” ibareli tipte krem ya da yağ uygundur. Yaraya masaj ile yedirmeniz kurumayı engelleyerek yarayı yumuşatacaktır.

Zindelikler Dileriz…

29 Mayıs 2014 Perşembe

MEME KANSERi iLE iLiNTiLi KiMYASALLAR AÇIKLANDI


Meme kanseri, yaşları 30-55 arasında olan kadınlarda hayat kaybına neden olan en büyük etkenlerden birisidir ve bu oranlar gittikçe yükselmektedir. Peki Neden?

“Silent Spring Institute” tarafından tamamlanan ve “Environmental Defense Canada” tarafından yayımlanan yeni bir çalışmada bu hastalığı tetikleyen 102 kimyasal listelendi ve maalesef pekçoğu oldukça tanıdık…

Araştırmacılara göre ilintili pekçok kimyasal petrol bazlı; araç ya da bahçe ekipmanı kullanımı, sigara dumanı ve yanık pişirilmiş yiyecekler yolu ile zarar vermekte. Alev almayı geciktirici kimyasallar, standart temizlik malzemeleri, yapışmaz kaplamalı mutfak gereçleri, styrene ve leke tutmayan tekstil ürünlerinde bulunan kimyasallar da kansere yol açan nedenlerden.

Silent Spring çalışmasında laboratuar ortamında meme kanseri hücrelerinin gelişmesine yol açan bir başka tanıdık kimyasal ise Triklosan olarak belirlendi. Sabunlar, diş macunları ve birçok üründe anti-bakteriyel / anti-mikrobiyal olarak kullanılan triklosan 2012 yılında toksik ilan edildi ve sadece Kanada’ da 1600 üründe tescilli içerik olarak kullanımının yasaklanmasına da ayrıca çalışılmakta.

Bireysel olarak sesimizi yükselterek şirketleri ürünlerinin içerisine bu kimyasalları koymamaları konusunda uyarmaya çalışmamız fakat bu arada bazı basit adımlar ile kimyasallardan korunmaya da dikkat etmemiz gerekmektedir.

İşte çalışmanın bizleri meme kanseri konusunda dikkatli olmaya davet ettiği bazı noktalar;

* Her türlü petrol, dizel ve benzin buharından uzak kalmak, (özellikle sıkışık trafikte rolantide bekleyen araçların egzost dumanı)
* Yemek pişirirken mutfağı havalandırmaya çok özen göstermek, (özellikle kanola yağı buharı var ise)
* Poliüretan köpük ve alev geciktirici kimyasal içeren mobilya kullanmamak,
* Leke tutmayan kumaş kullanılan tekstil, mobilya ve dekorasyon ürünlerinden uzak kalmak,
* Kuru temizleme firmaları kullanıyorsanız PERC (perkloretilen) kullanılmadığından emin olmak,
* Evlerde HEPA (Yüksek Verimli Partikül Filtreli) elektrik süpürgesi kullanmak,
* Ayakkabıları dışarıda çıkartmaya ve ıslak paspasla temizleme ile evden tozları uzak tutmaya özen göstermek,
* Anti-bakteriyel, anti-mikrobiyal ürün kullanımında kimyasal içeriğine dikkat etmek,
* Yiyecekleri pişirirken fazla yakmamaya dikkat etmek,
* Kullandığınız tüm suları (duş dahil) tesisat girişine konulacak karbon blok su filtresinden geçirerek kullanmaya dikkat etmek.

Zindelikler Dileriz…

28 Mayıs 2014 Çarşamba

TAMOKSiFEN KULLANIM SÜRECi 10 YIL OLARAK REViZE EDiLDi



ASCO (American Society of Clinical Oncology) bugün ER/PR pozitif non-metastatik meme kanseri hastalarının tamoksifen kullanımı ile ilgili kurallarını yenilediğini açıkladı.

En son 2010 senesinde update edilen kurallarda hormon reseptörü pozitif hanımların pre-menopoz dönemde tanı alması durumunda kullanım sürecinin 10 yıl olabileceği, 5 yıl sonunda post-menopoz döneme geçen hanımlarda ise 5 yıl tamoksifen kullanımının bir 5 yıl daha tamoksifen ya da farklı bir aromataz inhibitörü ile 10 yıl endokrin terapisi olarak tamamlanabileceği önerilmişti.

Tanı aldığı dönem post-menopoz olan hanımlar için ise 4 seçenek belirlenmişti; A) 10 yıl tamoksifen, B) 5 yıl aromataz inhibitörü, C) 5 yıl tamoksifen + 5 yıl aromataz inhibitörü, D) 2 – 3 yıl tamoksifen + 2 – 3 yıl aromataz inhibitörü ile total 5 yıl.

Bugün ASCO tarafından yapılan basın açıklamasında ise önceki onyıllar boyunca standart adjuvan endokrin terapisi olarak 5 yıl süre ile hormon reseptörü pozitif hanımlar için önerilen tamoksifenin 10 yıl süre ile kullanımının standart terapi olarak tavsiye edilmesi için daha emin kanıtlar bulunduğu belirtilerek kuralların update edildiği belirtildi.

Post-menopoz ER/PR pozitif hanımların tamoksifene alternatif ya da devam süreci olarak aromataz inhibitörü kullanma opsiyonuna sahip olduğu ve pre-menopoz hanımlar için aromataz inhibitörlerinin tavsiye edilmediği ayrıca belirtildi.

Zindelikler Dileriz…

MEME KANSERi TEDAViSi ECZA DOLABINIZDA MI?



The New York Times, 21 Mayıs 2014
Yazı; Michelle Holmes & Wendy Chen @ Harvard Tıp Fakültesi

Kadınları en çok etkileyen kanser türü olan meme kanseri tedavisine olası bir desteğin hemen hemen her ecza dolabında bulunduğuna inanıyoruz: Aspirin.

2010 senesinde “The Journal of Clinical Oncology” de yayımlanan çalışmada çeşitli nedenlerle haftada en az bir tablet aspirin kullanan kadınların meme kanserine bağlı hayat kaybı riskinin % 50 düştüğü açıklanmıştı. 2012 senesinde ise İngiliz araştırmacılar farklı klinik araştırmalardan elde edilen sonuçları birleştirerek aspirinin kalp hastalıklarından korunma dışında meme kanserinden ölüm riskini de azalttığını açıklamışlardı.

Peki, şu ana kadar araştırmaların altın standardı olan “Randomize Klinik Araştırma” lara neden geçilmemiştir sorusuna cevap vermek ise hiç de zor değildir. Klinik araştırmalar laboratuarlar tarafından geliştirilen çok yüksek kar beklentili ilaçlar için gerçekleştirilirler, oysa ki hiç kimsenin aspirinden para kazanamayacağı ortadadır.

Bu arada teşekkür etmemiz gereken kar amacı gütmeyen bir kurum var; Cancer Research UK; ve bu kurum aspirin ile dört farklı kanser arasındaki ilişkiyi gösterebilecek olan randomize araştırmalara başladı ama maalesef 2025 yılında neticelenmesi planlanıyor.

Aspirin, Hipokrat zamanında bile ağrı kesici olarak kullanılan söğüt kabuğundan geliştirilmiştir. Kanser ile savaşta nasıl çalıştığı hakkında kesin bir bilgimiz bulunmamaktadır fakat enflamasyonu düşürmesinin tümör gelişimini baskılayabileceği, belki tümörü besleyen yeni kan damarı oluşumunu yavaşlatabileceği, belki de ölmesi gerektiği halde büyümeye devam eden yaşlı hücreler ile savaşta yardımcı olabileceği bize bunu düşündürmektedir. Tümü olmasa da bazı tür meme kanseri tümörlerine yakıt görevi yapan östrojeni baskılayabileceği de görünebilecek nedenlerdendir.

Eğer bir klinik araştırmada aspirinin etkili bir tedavi aracı olabileceğini kanıtlayabilirsek bunun yararı en çok düşük ve dar gelirli hasta grubuna yönelik olacak ve aspirinin minimal maliyeti dünya üzerindeki pekçok ülkede bulunan milyonlarca kadın için bir fark yaratacaktır.

Aspirin aynı zamanda sıklıkla kullanılan kanser ilaçlarının yan etkileri tolere edemeyen hasta grubu için de bir alternatif oluşturabilecektir. Columbia Üniversitesi araştırmacılarının tamoksifen ve/veya aromataz inhibitörleri gibi hormonal tedavi alan meme kanseri hastalarının yarısının ilaçlarını tavsiye edilen süreden önce bıraktıklarına yönelik araştırmaları bulunmaktadır. “Breast Cancer Action” adlı savunuculuk grubunun konuya yönelik yaptığı anketlere göre bunun en dominant nedeni eklem ağrıları olarak kaydedilmiştir. Aspirinin en tehlikeli ve ciddi görünen yan etkileri ise gastrointestinal kanama ve inmedir fakat oldukça nadir gözlemlenmiştir.

Eğer aspirin gerçekten iş görüyorsa tahminimiz gelişmekte olan dünyada senede 75.000 hayatın kurtulabileceğidir. Hipokrata atfedilen bir söz bulunmaktadır; “Ekstrem tedaviler, ekstrem hastalıklar içindir.” fakat belki de meme kanseri için en basit ilaçlar en güçlü silahlardır.

Çevirenin Notu (ç.n): The New York Times makalesinde bahsedilen 2012 tarihli araştırma Oxford Üniversitesi tarafından gerçekleştirilmiştir ve “The Lancet” da yayımlanmıştır. Araştırmaya göre 3 yıl boyunca günde 300 mg doz alan kişilerde herhangi bir kanser başlangıç riskinde % 25, minimum günlük 75 mg doz aspirini 6 ½ yıl boyunca kullanan hastalarda metastatik kanser riskinde % 36 – 46 azalma kaydedilmiştir. Araştırmada ve American Cancer Society yorumlarında ise aspirinin uzun dönemli kullanımının yan etkileri olabileceği uyarısı yapılarak doktorlarınızın onayı olmadan kullanılmaması gerektiği belirtilmiştir.

Zindelikler Dileriz…

21 Mayıs 2014 Çarşamba

MEME KANSERi ALT TiPLERiNE BAĞLI ORGAN METASTAZI ARAŞTIRMASI



Erken evre meme kanserinin moleküler alt tipleri tedaviye cevap için kullanışlı bilgiler versede uzak bölge metastaz tahmini konusunda yolu gösteremediği düşünülmektedir.

Bu konuda Erasmus MC, Josephine Nefkens Enstitüsü Medikal Onkoloji Bölümü, Rotterdam Kanser Genom Merkezi ve Veridex LLC San Diego destekli gerçekleştirilen “Subtypes of Breast Cancer Show Preferential Site of Relapse” adlı araştırmada nüksetme ile meme kanseri alt tipi arasında yeni ilişkiler ve bilgiler edinilerek paylaşılmıştır.

Meme kanserinin ana moleküler alt tplerini kısaca hatırlamamız gerekirse;
LUMINAL A = ER+ ve/veya PR+, HER2-, Ki-67<14
LUMINAL B = ER+ ve/veya PR+, HER2+ veya HER2- fakat Ki67>14
ÜÇLÜ NEGATiF / BAZAL = ER-, PR-, HER2-
HER2 = ER-, PR-, HER2+
NORMAL BENZERi = Hakkında yeterli klasifikasyon yapılmamış bazı küçük tümörler
olarak sıralayabiliriz.

Lenf nodu negatif olan 344 erken evre meme kanseri hastası üzerinde yürütülen araştırmalar sonunda yazarlar meme kanseri moleküler alt tiplerinin spesifik organlarda nüksetme üzerinde tercihler yapabileceğini belirleyerek oluşum yolları üzerinde çalışmaya başlamışlardır.

Resimde görmüş olduğunuz “Meme Ca Tipleri” kolonunda Koyu Mavi bölge Luminal B, Açık Mavi bölge Luminal A, Kırmızı bölge HER2, Turuncu bölge Üçlü-Negatif/Bazal tipi ve Yeşil bölge Normal-Benzeri tipleri göstermektedir.

Henüz netlik kazanmamış ve devamında daha geniş araştırmalara başlanmış olan bu makaleye göre östrojen reseptörünün kemik metastazı ile % 68 lere varan ilişkisi dikkati çekmektedir. Östrojen reseptörü negatif olan hastalarda ise kemiklerde nüks riski % 7 olarak ölçülmüştür.

Bu araştırmayı yayınlamamızın ana amacı meme kanseri tipinizi eğer biliyorsanız vücudunuzun bazı noktalarından gelen sinyalleri daha iyi takip ederek doktorlarınıza vakit geçirmeden raporlamanız ve doktorlarınızın öngördüğü takip prosedürlerine sıkıca bağlı kalmanızdır. Konu ile ilgili daha spesifik bilgiler edindikçe sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Zindelikler Dileriz…

19 Mayıs 2014 Pazartesi

HAVUÇ VE MAYDANOZ KEMOTERAPi iLAÇLARINA DESTEK OLUYOR




Havuç ve maydanoz falkarinol adı verilen bir biyoaktif madde açısından zenginlerdir. Havuçları, ürünün depolanması sırasında sebzenin köklerinde kararmaya neden olan mantar hastalıklarından koruyan falkarinolun hücrelerimizin absorbe edeceği maddelerin taşınma mekanizmasını da etkilediği Yeni Zelanda Bitki & Beslenme Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalar ile açıklandı. Aynı mekanizmaların kemoterapi tedavisi sürecinde kullanılan ilaçlar ile de etkileşimde olması nedeni ile araştırmalarda bazı malign dokuların kemoterapiye direnç göstermesine sebep olan BCRP/ABCG2 Meme Kanseri Direnç Proteini’ ne karşı savaşan kemoterapi ilaçlarının falkarinol desteği ile daha iyi taşınabildiği belirtildi. Araştırmacı Arjan Scheepens, araştırmanın yediklerimiz ile vücudumuzun kimyasal absorbesi arasındaki ilişkiyi göstrdiğini ve standart tedavi planlarına destek olarak kullanılacak beslenme stili ile hastaların daha iyi tedavi sonuçları alabileceğini belirtti.

Doktorlarnıza danışarak kullanmanızı hatırlatır, zindelikler dileriz..
19 Mayıs 2014, Worldhealth / Functional Foods

14 Mayıs 2014 Çarşamba

GENiTAL BÖLGELERDE KULLANILAN BEBEK PUDRALARINDA KANSER RiSKi



Courthouse News, ST. LOUIS – 12 Mayıs 2014

Genital bölgelerde kullanılan bebek pudralarının over kanseri riskini % 33 oranında yükselttiği ve reklam kampanyalarının riskleri belirtmediği hakkında davalar açılmıştır.

Talk (hidroz magnezyum silikat) Mohs skalasına göre dünyada bulunan en yumuşak minerallerdendir ve madenlerden çıkartılmaktadır. 12 Ağustos 1982 tarihli NewYork Times makalesinde atıfta bulunulan 1982 Cramer çalışmasının sonuçlarında genital bölgelerinde hergün talk pudrası kullanan kadınların üç kat fazla over kanseri riski taşıdığının belirlenmesinden sonra üreticilerin 30 yıldır bu riski bildiği fakat kullanıcıları sadece göze direkt temas ve ciğerlere çekilmemesi konusunda bilgilendirerek yanlış yönlendirdiği iddia edilmiştir.

Sürtünmeyi azaltması ve cildin nemini alması ile ciltte serinlik ve konfor yaratabildiği temaları ile pazarlanılan bebek pudralarındaki bu iddialar sonucu Ekim 2013 tarihinde Güney Dakota Federal Mahkemesi’ nde başlayan duruşmalar Ocak 2014’ te devam etmiş ve etmektedir.

Davalar sonuçlanana kadar üreticilerin bebeklerde banyo sonrası ve/veya alt değişimleri ile kadınlarda yumuşak ve serin bir cilt için kullanımına cesaret verdiği bebek (talk) pudralarının kullanımında dikkatli olunması kanser riski açısından önem taşımaktadır.

Zindelikler Dileriz…

11 Mayıs 2014 Pazar

YERYÜZEYi iLE TEMASI iHMAL ETMEMiZ NELERE YOL AÇABiLiYOR?



Toprak üzerinde en son ne zaman çıplak ayak ile yürüdünüz?

Topraklama ya da yer yüzeyi ile temas her birimizi daha doğal ve dengeli bir konuma yerleştirir. Dünya yüzeyinden vücudumuza geçen negatif iyonlar günlük hayatımız süresince bizlerde birikmiş olan eşleşmemiş pozitif iyonlar ya da sebest radikallleri deşarj eder ve modern teknolojinin vücudumuza attığı elektromanyetik kirliliği sonlandırır.

California Üniversitesi Hücre Biyolojisi Bölümü, Earth FX Inc., Connecticut Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nature's Own Research Association, Polonya Bydgoszcz Askeri Hastanesi Amblatuar Kardiyoloji ve Nörocerrahi Bölümleri desteğinde Ekim 2011’ de tamamlanan araştırmalarda tıbbın hastalıkların oluşmasında çevresel faktörler olarak hava, su ve toksik kimyasallara odaklı olduğu fakat dünyanın topraklama potansiyelinin daha dengeli bir biyokimyasal çevre yaratarak tüm vücut sistemlerinin çok daha verimli çalışabilmesine destek yaratabildiği sonucuna ulaşıldı.

Biyolojik saatlerimizin dengesizliği, kortizol salgılarımızın yarattıkları, bağışıklık bozukluklarımız, kronik hastalıklar ve daha birçok artan sorunlarımızın nedenlerinden biri son onyıllar boyunca dünyadan yalıtımlı yaşamamız olabilirmi? Şimdilik (ileride tüm araştırmayı detaylı bir şekilde paylaşma sözü vererek) araştırmanın bazı sonuçlarına kısaca değinip, bazı grafiklerini veriyor ve yazının sonunda sizleri içerisinde Dr. Öz’ ün bazı anılarının da bulunduğu “The Grounded” filminin linki ile başbaşa bırakıyoruz;

YERYÜZEYiNE TEMAS iLE HANGi RiSKLERi AZALTABiLiYORUZ?

1. OSTEOPOROZ
Topraklama sonucunda idrarda daha az kalsiyum ve fosfor atığı oluştuğu ve bu kayıpların önüne geçilmesinin zaman içerisinde osteoporoz oluşum riskini azaltabileceği belgelendi.

2. ENFLAMASYON
Serbest elektronların birer anti-oksidan olarak rol alabilmesinden yola çıkılarak bir elektron yetmezliği durumda bağışıklık sisteminin enflamasyon ile yeterli derecede hızlı ve hedefe yönelik savaşmasının mümkün olamayabileceği belgelendi. Kanser dahil birçok kronik hastalığın nedenlerinden biri olan enflamasyon oluşumunda serbest radikallerin elektronlar ile nötralize edilmesinin önemine dikkat çekildi.

3. STRES, DEPRESYON, KAYGI, AĞRI
Tabiki hepsi daha az…baş ağrısı ve diğer ağrılar da dahil…

4. KALP SAĞLIĞI
Dünya ile temas ritm bozuklukları üzerinde etkili oluyor ve kanınızda bir incelme yaratıyor. Evet, daha iyi bir kan basıncı ve akışı ile koruyucu bir etki olduğu üzerinde araştırmacılar hemfikir…

5. UYKU KALiTESi
Topraklama sonrası kortizol seviyelerindeki kayda değer düşüşlerin çok daha düzenli ve kaliteli uykulara destek olduğu açıklandı.

NE YAPMAMIZ GEREKiYOR?
En kolay yolu ayakkabıları atarak çimlerde, kayalarda ya da toprakta yürüyüş yapmak, çimlerde kestirmek ya da dış alanlarda meditasyon, yoga yapmaktır. Bahçede çiçekler ya da meyve/sebze ile uğraşıyorsanız birkaç dakikalığına bile olsa çıplak elleriniz ile toprakta çalışmak fark yaratacaktır.

Lütfen araştırma grafiklerine de göz atınız ve 75 dakikanızı ayırarak gerçek bir hikaye olan filmi seyretmeye çalışınız; üstten üçüncü sıradaki video ile tüm filmi seyredebileceğiniz link ise http://www.mygroundedmovie.com/

Zindelikler dileriz…

5 Mayıs 2014 Pazartesi

UMUT VERiCi MEME KANSERi AŞISI iÇiN MÜKEMMELLiK ÖDÜLÜ



Askeri tıbbın gelişimi için kurulan Henry M. Jackson Vakfı ve Uniformed Services Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ nin (USU) ortak girişimleri ile geliştirilen umut verici meme kanseri aşısı NeuVax™ 2014 yılı “Teknoloji Transferi Mükemmellik Ödülü” sahibi oldu. (24 Nisan 2014)

Ödül, San Antonio Askeri Tıp Merkezi, Cerrahi Onkoloji Şefi Albay George Peoples, M.D., ve arkadaşlarının meme kanserinin nüksetme oranları üzerinde etki gösteren aşı çalışmaları için uygun görüldü.

E75 kod adı verilen (Ticari ismi NeuVax™ -nelipepimut-S) ve HER2/neu peptidi olan aşının hastaların doğal katil hücre olarak ta bilinen sitotoksik T-hücrelerini uyararak herhangi bir seviyede HER2 belirlenen hücreleri hedefleyerek yoketmesini teşvik ettiği belirtildi. E75 peptidi ise Texas M.D. Anderson Kanser Merkezi araştırmacıları tarafından keşfedilmişti.

USU tarafından 5 yıllık takipler ile sonuçlanan faz I ve faz II denemelerinde nüksetme oranlarının % 50 azaldığının belirlenmesi sonucunda FDA tarafından NeuVax™’ a özel bir protokol ile 2012 yılında faz III onayı da verilmişti.

Aşının çalışma sistemi hakkında detaylı bilgi almak isteyenler http://www.neuvax.com/how-neuvax-works/ linkine tıklayarak ilgili videoyu seyredebilirler.

Zindelikler Dileriz…

4 Mayıs 2014 Pazar

ANTiBAKTERiYEL SABUNLARDA MEME KANSERi TEHLiKESi



Bazı üreticilerin sabun, diş macunu gibi ürünlerde antimikrobiyal ajan olarak kullandıkları “triklosan” ve “oktilfenol” maddelerinin insanlarda meme kanserine hücrelerinin gelişimini teşvik ettiklerine dair yeni kanıtlar ortaya çıkmıştır.

American Chemical Society tarafından yayımlanan Chemical Research in Toxicology’ nin 24 Nisan 2014 tarihli makalesinde meme kanserine yol açan hormonal dengesizlikler üzerinde yapılan çalışmalarda EDC adı verilen endokrin bozucu kimyasalların da hormon gibi davranabildiği ve meme kanseri hücrelerini destekleyebileceği açıklanmıştır.

Bu EDC’ ler içerisinde antibakteriyel – antiseptik sabun ve kozmetik ürünlerinde ağırlıklı kullanılan triklosan ve boyalar ile plastik ürünlerde görülebilen oktilfenol üzerinde ciddi belirsizlikler oluşması ve araştırmalarda yer alan kişilerin % 75’ inin idrarlarında bu maddelere rastlanması sonucunda bazı üreticilerin ürünlerinde bu maddelerden vazgeçmeye başladıkları da belirtilmiştir.

Kullandığınız antibaktriyel ürünler ve özellikle sabunlarda bu maddelerin bulunmamasına özen göstermenizi hatırlatır, zindelikler dileriz...